29.4.09


aylavyumemo

oh.

Bundan sonra geometri bilmeyen buraya (da) giremez.
Platonla da
sevgili olduk zaten.


haftada on saat geometri mi?
bayılırım.


25.4.09

kedi

çok mojik(?)

oldukça geç kalmakla beraber artık bazı şeyleri burada yayınlamamanın zamanı geldi diye düşünüyorum.
uykusuz imza günleri bizim için geleneksel; abazalık, UYKUSUZluk ve ölümüne eğlence(?) günleridir. bu arada biz kimiz? tabiğğ ki ben ve deniz hanım.
fakat yanlış anlaşılmasın abazalık kısmı imza alma çabalarımızda, uykusuzluk ve ölümüne eğlence kısmı doğal olarak sonrasında gerçekleşiyor. zira imza kuyruğunda saatlerce beklemek ölümüne eğlenceli değil. (ölümcül(!) ama o kadar da eğlenceli değil) ama neden yapıyoruz?
çünkü aslında eğleniyoruz. çünkü Yavuz. çünkü Ersin. çünkü Yiğit. çünkü onların hepsi işte, baya iyiler.

çekinmeyin burdan buyrun ;

Umut: yorgun görünüyosun. (sevimlilikten ölcek)
Deniz: 5 SAAT BEKLEDİK TABE. (çemkirmek)
-----
Bülent: selam naber?
Ece: iyiiiiğğğ (ezikmod)
B: iskoçyalı mısın sen yok dur irlandalı mısın?
iskoçyalı mısın? x 10.
E: ... (ciddiye almamak)
B: göçmen misin? nerelisin hı? nerelisin?
E: ııı yooo izmiirliyim. bıdı.
B: peki kurbağlar kaç yıl yaşar.
E: ... hahohi (ciddiye almamak)
B: 8 yıılll hihiho
E: (hımokbay.)
-----
Yavuz: (s*klememek. asla bakmamak.)

-----
E: ay ben bu adamı çok severdim.
D: ben dee (kanalı değiştirmemek)
...
E: adamı severdim de.. bu film baya kötü. gibi.
D: ayh evetya. çat.
-----
D:bu çocuğun nesi var?
E: evet bi gariplik var.
...
D+E:kaşlarııııı!!
D+E:kaldırmışlaAAR!
-----
E: bari bugün obezlik yapmayalım yuh ya. yapmayalım ya.
D: zaten burda mekdanıls yok dimi.
E: var lan olmaz mı.
D: ...
E: montrö kapısında hem de. hadi gidelim.
D:oley.
sonuç: mekdanıls KALABALIK DİYE börgır'a gidilir(koşulur) öküz gibi yenilir üstüne çok şekerden bi çuval şeker alınır. deniz hanım insanlık yapıp kendini durdurur ece hayat boyu şeker yer.
-----
DveyaE: yavuz yaaaa (her yarım saatte bir)

-----
E: uf ya yavuz'a veremedik resmen.
D: of evet yağ.
E: uff.. neyse seneye artık.
D: of....

-----
(film kiralamaya çalışırken)
E: stanley kubrick'in nicole kidman'la tom'un oynadığı filminin adı neydi ya.
D: ..
Dünyanın en megoloman cdcisi*: EYES WİDE SHUT.
E: heh evet sağolun.
DEMC: AMAN ALLAHIM İNANILMAZ DAHA ÖNCE....AMAN TANRIM..KUBRİCK DEDİNİZ! DAHA ÖNCE KİMSE BU ŞEKİLDE SORMADI BANA.KİMSE... HEP OYUNCU ADIYLA SORARLAR KİMSE SORMADI YÖNETMEN KİMSE KUBRİCK OH MAYGAD.
E: ...
D: ...
DEMC: PEKİ BIDIYI İZLEDİNİZ Mİ MÜKEMMEL BİR BAŞ YAPIT İZLEYİN MUTLAKA KESİN KESİN KESİN İZLEYİN MÜKEMMEL HARİKA BİR KOSTÜM FİLMİ EVET OH YES BEBEĞİM.
E: şey tamam ık mık.
E: fil adam da varmış ben de geçende aldım nasıl izlediniz mi ık mık bıdıbıdı...
DEMC: TABİ BEN MÜKEMMEL BİR ARŞİVE SAHİP OLDUĞUMDAN BEN MÜKEMMEL OLDUĞUMDAN BU KONUDA EĞİTİMLİ OLDUĞUM İÇİN BIDI BIDI TABİ YANİ HARİKAYIM SÜPERİM OF. ÇOK FENA HARİKAYIM YA.
D+E: ...
-----
yıldız teyze: ee nasıldı bakalım imza günü?
E: ayy çok kalabalık ve sıcaktı yağ.
D: evet çok kalabalıktı bayılabilirdik yani. allahtan olmadı öyle bişiy. (!)
...

unutmadan:


Beyfendi...

17.4.09

ııh bu hikayeler aslında yok.

Dün ıvırzıvır kutularımı karıştırıyodum kutudan hazırlık dosyalarım çıktı.
Dosyanın içinden de bunlar.
Çok güldüm görünce. En az Mişel'in bacağını ayırarak(!) ders anlatmasına(?!) güldüğüm kadar güldüm.
FENA.
çok.
çok
çok
fena.

Le petit histoire de Ludivine
İl était une fois, il y avait un village qui s’appellait Rhizome. Les paysans de ce village étaient des gens très joyeux et agréables. Ils aimeaient organiser des festivals et des compétitions pour s’amuser puis, il faisaient toujours des palabres sur leurs festivals.
Dans ce petit village, il existait une fille qui s’appellait Ludivine, elle était très belle grâce son visage comme un bébé. Mais elle vivait dans des conditions difficiles parce que, ses parents étaient morts dans un accident. Ludivine avait de la chance car elle avait survécu mais à cause de cet accident elle eut eu une maladie qui changea toute sa vie...
Depuis cet accident, elle revivait toujours le même jour. Heureusement elle n’était pas toute seule, elle vivait avec ses meuilleurs amis : les animaux. C’étaient des animaux qui avaient été apprivoisés par elle avant l’accident. Ils aidaient Ludivine à vivre toujours le même jour. Tout le temps, elle passait sa journée en se baladant avec ses meilleurs amis dans la forêt. Quand Ludivine et les animaux revenaient chez eux ils s’attablaient autour d’une table et racontaient des histoires…
Mais un jour, quand elle se baladait dans le forêt, elle rencontra un garçon qui s’appellait Louis et qui avait du tact. Depuis son enfance, il faisait la tour du monde grâce à sa boussole. C’est pour cela il avait passé plusieurs passerelles. Avec le temps, Ludivine et Louis tombèrent amoureux.
En fin, Louis dit à Ludivine ‘ je voudrais vivre avec toi ’ et elle accepta. C’était jubilatoire! La maladie de Ludivine se guérit et ils vivaient tout le temps heureux…


L’adventure d’une perle et un etoile de mer
İl était une fois, une étoile de mer qui était capable de changer sa couleur avait un plancton qui avait été apprivoisé par sa grand-mère ce plancton aidait par trouver son lieu comme une boussole.
En même temps, il existait une perle qui avait du tact mais qui n’avait personne comme ami.
Un jour, ils se rencontrèrent sur une passerelle de corail. İls firent des palabres, ils furent des amis, ils décidèrent d’aller au restaurant. İls s’attablèrent autour d’une table. Ils mangèrent des rhizomes.
Soudain, ils entendèrent une grande voix. C’était une baleine. Apres quelques minutes, la grande baleine avala le restaurant. L’estomac de la baleine était tout obscur. Ils ne pouvaient pas voie leurs visages. Ils restèrent dans la baleine deux mois. Ils mangèrent des poubelles qui se trouvaient dans l’estomac. Mais la baleine était enceinte. Quand elle mit au monde son bébé, l’étoile et la perle sortirent. C’était jubilatoire pour eux.
Apres 5 mois, mademoiselle perle et monsieur étoile de mer se rencontrèrent. Ils se marièrent. Quand ils se marièrent monsieur perle dit a mademoiselle perle «Toi; mon amour, tu es ma meilleure brillante perle que j’ai vue.» ils déménagèrent dans une grande château. Ils vécurent ensemble…


ne yapmışız biz dönis.
Piyer'e yaptığımız rezillikler sıralamasında rahat ilk 3'e girer bunlar.
HAHAHOHAHAHAHAHAHA falan hatta.

loin

des yeux,

loin

du coeur.

kardan adam

Emre minik bi öykü yazmış.
(bilmeyenler için: kendisi kardeşim. 9 yaşında.)
benim çok hoşuma gitti ve paylaşmak istedim. evet.

Kış gelmişti. Ali o gün erkenden uyandı. İlk yaptığı şey kar yağıyor mu? diye bakmak olmuştu. İstediği gerçekten olmuştu.
Kahvaltısını yapıp dışarı çıktı. Çok mutlu bir şekil-
de arkadaşlarının yanına gitti. Kar topu savaşı yaptılar
sonrada kardan adam yaptılar. Ahmet Ali’ye kar topu attı Ali onu yakalamaya çalışırken ayağı takıldı. Tam düşerken kardan adam onu tuttu. Ali ve arkadaşları bu duruma çok şaşırdılar ve onunla konuşmaya çalıştılar ama hiç cevap alamadılar. En sonunda konuştu.

Ali “Seni sıcaktan koruyalım.” dedi. Kardan adam “Niye?” diye sordu.
Ali “Yoksa erirsin” dedi.

Kardan adam “Eririm ama ölmem.” dedi. Çok şaşırdılar.
“Sadece buharlaşırım ve sonunda
yağmur veya kar olarak geri gelirim.” dedi.
Ali buna çok şaşırdı. Eve dönünce hemen annesine anlattı.

15.4.09

sunay.

- Abi bi SUNAY alır mısın.

Sunay
Sunay
Sunay
...



Mikis Theodorakis


Bugün güzel bi gündü.
Bostanlı güzel bi yer.
Kıvıl çok güzel bi insan.
Alsancak-Bostanlı vapuru da güzel.
Alsancak-Karşıyaka vapuru daha da güzel.
Karşıyaka-Bostanlı dolmuşuysa en güzeli. (çünkü, SUNAY.)
Cami durağından sonraki durakta elli yılda bir geçen 8'i beklemek, iğrenç.
Beklerken garip garip insanlarla gereksiz muhabbetlere girmek daha da iğrenç.
8'e binip güzelbahçeye gitmeye çalışmaksa en en en iğrenci.
Aa ama bugün garip güzelbahçezedeler dışında garip olmayan bi kızla tanıştım İpek diye. bütün yol konuştuk. müzik dinleyemedim diye azcık sinir oldum ama yok ya o kadar da olmadım. yeni bi insan tanıdım sonuçta güzel bi şey bu. ne kadar sıcakkanlı ve sevimliyim di mi. hı hı evet bence öyle.
"evet çok sıcakkanlı ve sevimlisin, harikasın, süpersin de...yukarıdaki resim ne alaka lan?!" diyenler için geliyoor:
.
.
.
.
.
.
.
.
hayır tabiki size bi şey gelmiyor. Martaya gitti o.
baya iyi değil mi marta?
ay bu arada zavallı Mikis bu yazımı görürse (ki görmüştür bile zaten) albümüyle ilgili bi şeyler yazdım sanıp sevinç çığlıkları atıp dans edicek falan. yazık lan.
neyse.
ağğ unutmadan söyliyim; TATİL "BAYA İYİ" Bİ ŞEY.-hani bilmiyo olabilirsiniz ama tatil diye bi şey var.-ve ben ilk defa bir yumurta tatilini malak gibi yatarak değil de delicesine gezip tozarak geçiriyorum. (ve asla asla asla defter kapağı aç(a)madan)**



**: bu durum beni de üzüyor. hatta; uf.

12.4.09

lie to me

come on and lay with me
come on and lie to me
tell me you love me
say i'm the only one

11.4.09

öyle ki.

Ben, hayatımdaki insanlardan birinin köpeğiyken bir başkasının kedisi olabiliyorum.
Çünkü İnsanlara hak ettiklerinden fazla değer verme, “gerçekten” hak edene ise zerre bir şey* bırakmama konusunda o kadar başarılıyım ki.
Köpeği olduklarım beni o kadar hak etmiyorlar ve ben onların peşinden o kadar çok koşuyorum ki.
Kedisi olduklarıma karşı o kadar bencilim ki.
Bu durum o kadar kötü hissettiriyor ki.

Tam da "kendini bulunmaz hint kumaşı sanan bünye"leri hayatımdan uzaklaştırma kararı almışken, kendimi de bulunmaz hint kumaşı sandığımı fark etmem o kadar ironik ki-şu an gerçekten ölsem de olur yani.

*: şey: zaman, ilgi, sevgi, saygı, hoşgörü…vs.

6.4.09

Jules et Jim


tu m'as dit: 'je t'aime '
je t'ai dit: ' attends '
j'allais dire: ' prends-moi '
tu m'as dit: 'va-t-en'

Son bir kaç gündür nedensiz bir şekilde Jules et Jim’den alakasız sahneler, diyaloglar geliyo aklıma. Sürekli Catherine’in söylediği şarkıyı dinliyorum. (bkz: le tourbillon de la vie)
Aslında filmi izleyeli uzun zaman oldu, dolayısıyla ben de etkisini niye bu kadar geç gösterdiğine anlam verememekteyim. ama ilginç olan şey şu ki, kendimle ilgili düşünceleri bi kenara bırakıp, onlarla ilgili uzun uzun düşünürken bile yakaladığım oldu kendimi...
Garip.

Jules et Jim’i izlediğimde Catherine’i kıskanmıştım ben.
Filmi izledikten sonra çoğu insanın onunla ilgili aynı anda birbirinden farklı duygular beslediğine eminim ama kıskanan çok fazla kişi olduğunu da sanmıyorum.
Ama kıskandım ben işte.
Biraz bile üzüldüğümü veya acıdığımı hatırlamıyorum. içimde sadece değişik bi kıskançlık vardı.
Onunla ve onu neden kıskandığımla ilgili sayfalarca yazabilirim ama açıkçası nedensizce, eksik olacağını düşündüğümden başlamak da gelmiyo içimden.
Ama sadece şunu söyleyeyim;
Bence Catherine, “gerçek bir kadın” ve evet her kadın gibi son derece tatminsiz ve biraz(?) arızalı.

Bu arada kendimle ilgili olarak da şunu fark ettim ki; ben "üçlü aşk" hikayelerini ve “femme fatale” kavramını seviyorum.


herkese merhaba. ben cemile. size biraz kendimden bahsetmek istiyorum fakat nereden başlamam gerektiğine bir tülü karar veremiyorum...çünkü gerçekten hiç ama hiç kolay değil.


en iyisi doğduğum günle başlayarak sırayla anlatmam galiba...




Henüz şeftalilerin olgunlaşmadığı, bol güneşli, birçok insanın sıcaktan ayılıp bayılarak işine gidip evlerine dönemeden sıcaktan öldükleri bir kış akşamı dünyaya gelmişim ben. aslen kübalı olan annem ve perulu babam, doğar doğmaz bale yapabildiğimi gördüklerinde abimden alışkın oldukları için pek fazla şaşırmamışlar. hoş, o elinde komünist parti manifestosuyla doğmuştu fakat bu tür durumlar yıllar içinde onlara epeyce sıradan gelmeye başlamıştı zaten. çünkü abim cemil, henüz beş yaşındayken gerçekten başarılı bir müzik ve film eleştirmeni olmakla beraber aynı zamanda uluslarası bir takım işleri yürütmeye çalışıyordu. ayrıca sekiz ayrı grupta gitar çalan ve profesyonel tenişçi olan abim tabii ki bale de yaptı. fakat en sonunda on yaşındayken her şeyi bırakıp kübaya yerleşti. iki yılda bir fransadaki evime tatile geliyor fakat bunun dışında hiç ama hiç görüşemiyoruz. onu gerçekten çok özlüyorum. her neyse kendimden bahsediyordum...bale yaparak doğduğumu söyledim. bir buçuk yaşlarımda piyano konserleri veriyordum. iki yaşımda ise flüt dersleri vermeye başladım. dört yaşıma geldiğimde artık kapağı yurtdışına atmam gerektiğini düşünerek rusyaya gittim fakat ordaki insanların hepsi bana aşık olunca gerçekten çok sıkıldım ve geri döndüm. oradaki arkadaşlarımdan hala tonlarca mektup alıyorum fakat henüz bir tanesini bile cevaplamaya gerek görmedim çünkü onlara ihtiyacım yok. burdaki herkes de bana aşık sonuçta ama onlar gibi değiller son derece düzeyli yaklaşıyorlar. rusya maceram dışında bir de hindistan'a gidip çöp toplayıp geldim. orada sadece 2 gün kalmama rağmen bana tapınmaya başladılar neden olduğunu gerçekten hiç anlayamadım.

hindistandan hemen sonra benden cevap bekleyen yedi üniversite ile görüştümtüm ve yale üniversitesinin ısrarlarına dayanamadım zira her gün telefon edip ağlayarak yalvarıyorlardı.

üniversiteyi 1 ayda bitirip mezun olduktan sonra bir çinliyle tanıştım ve bir saat içinde çinceyi söktüm. ve hemen eve gidip bir kaç çin edebiyatı eserini türkçemize kazandırdım.


4.4.09

Ceviz.

Ceviz.
Evet bildiğin CEVİZ. Bu komik isimli komik görünüşlü meyvenin bana en az görünüşü kadar komik bi olay yaşatıp, benim için özel bir yere geleceğini gerçekten tahmin etmezdim.(zaten kim cevizle ilgili uzuuun uzun düşünüp gelecekte ilişkilerinin durumuna ilişkin tahminler yürütür ki. Gerçi benden böyle bi sey beklenebilirdi ama cevizle ilgili bugüne kadar düşünmemişim işte. Olmamış olamamış.napalım…) ama bugün, sevgili Marta’cığımla bu konu üzerinde(konu:ceviz.evet.) düşünmemizi sağlayan bir olay yaşadık. Şu an için olayı ayrıntılı bir biçimde kamuoyuna(?) duyurmak gibi bir niyetim yok açıkçası. Fakat bugün, bu olayın üstüne; Marta’ya “ceviz” konusunda minik bloguma bir şeyler parmaklayacağıma dair söz verdim ve an itibariyle de görevimi yerine getirme gayreti içersindeyim.
Neyse ne diyordum.
Ceviz diyordum. Bir kere dünya üzerinde bu kadar komik bir söylenişe, aynı derecede komik bir görüntüye ve dünyanın en gereksiz blog yazısı konusu (evet blog yazısı konusu.) ve en alakasız sınav sorusu cevabı(!) olma ünvanına sahip başka bir meyvecik daha var mı sorarım size sevgili olmayan izleyicilerim, okuyucularım, takipçilerim…. Tabi ki yok.(sunuz) Var diyosanız getirin kapışalım. Bir kere tip ve söyleniş komikliği özelliğine sahip olsa bile-ki gerçekten de ananas, ceviz için oldukça zorlu bir rakip sayılabilir- bugün yaşadığımız olaya kesinlikle sebebiyet veremezdi. Ama ceviiz bunu yapmayı başardı ve inanılmaz bir biçimde sevgimizi kazandı. Olayın ne olduğunu söyleyip söylemeyeceğime halen karar vermiş değilim ki zaten gerekli ipucu verildi.anlayan anlar. Benim vicdanım rahat.
Ya aslında ben olayı bırakıp cevizin dış görünüşünden biraz bahsetmek istiyorum.
Düşünün bi. Nedir o yağ. Bildiğin minyatür kafa. Kafa-kafatası-beyinzarı-beyin hatta. Resmen yukardaki amca bizim beyinleri tasarlayıp önce cevizde bi denemiş sonra bize koymuş; hatta bazen koymamış, yazık olmuş falan. Neyse konumuz "beyin eksikliği" değil, "ceviz". Aa asıl ben ilkokuldayken ceviz adında bi farem vardı yahu. Fare değil aslında guinea pig.(çok zekisin ama domuz da değil.) çok sevimli bi şeydi. adı Bıcırıktı başta. Bi süre Bıcırık olarak kaldı daha sonra babamla, ceviz isminin daha uygun olduğunu düşündük ve değiştirdik. Ben pek farkında değildim ama zavallıcık bi süre kimlik bunalımı yaşamıştır kesin. Demek benim de o zamandan belliymiş ceviz meyveciğine takıp bu hallere düşeceğim.

Bu arada şu an acayip uykum var cevizler kafamın üstünde dans ediyo ama bi türlü kendimi durdurup konuyu kapatamıyorum resmen...cevizCevizcevizcevizcevizCEVİZcevizCEVİZ*.
Ha ceviz demişken(?!) ben cevizin ağaçtan toplanan hatta tazeyken o yeşil kabuğunun manyakçasına boyama, boyadığı yerden de çıkmama gibi güzel yetenekleri olduğunu ve cevizin aslında beyaz bi meyve olduğunu bilmiyodum. Öğrenince de baya şaşırmıştım. O kadar cahil ve alakasızmışım yani bu meyveye karşı. Ayıplıyorsun biliyorum sevgili yoknaz. Biliyorum çünkü bu ceviznameyi hala okuyosan sen zaten cevizlerle bayaa kafayı bozmuşsun ve ceviz kelimesine de hala katlanabiliyorsun. e zamanında onlarla ilgili çok okuyup, düşünmüş olduğundan da benim cahilliğimi şaşkınlıkla karşıladın az önce.
Bu arada bi şey itiraf etmeliyim: gerçekten BAYdım.**
Daha fazla ceviz üzerinden düşünce üretip saçmalayamıyorum. Biliyorum çok ani oldu ama üzülme belki sonra tekrar cevizlenirim.

unutmadan belirtmek istediğim önemli bi konu var : ...

- Atatürk’ün milliyetçilik anlayışını oluşturan unsurlar?
-
çefdnöd
- ???
- cev
fgoşf
- ???!!!
- ceviz. (çevir.)




hadi baybay.
cevizli geceler.


---------

* :
cevim
cevsin
cev
ceviz
cevsiniz
cevler

** : bayandım.

(özürdilerim.yapmak zorundaydım.)